
HOŞGELDİNİZ , Toplam : 106
1942 yılında, soğuk bir kış gününde Nazi toplama kampının içinde genç bir asker, dikenli tellerin ardından genç bir kızın geçtiğini görür. Kız da aynı şekilde genci görünce heyecanlanır. Duygularını ifade etmek çabasıyla, çitin üzerinden kırmızı bir elma atar. Bu o şartlardaki bir asker için bir hayat,bir umut ve sevgi işareti anlamına gelmektedir ve mutlu olur. Genç adam, genç kızın uzattığı elmayı alır.
Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanitti, sonra "Bu yil, yepyeni bir ögrencimiz var. Çok ilginç biri bakalim bulabilecek misiniz" dedi.. Ayaga kalkip etrafa bakmaya baslamistim ki, yumusak bir el omzuma dokundu.. Döndüm.. Yüzü iyice kirismis bir yasli hanimefendi, bana gülümsüyerek bakiyordu.. "Ben Rose" dedi.
Genc adam, işe giderken hergün yolunun üzerindeki güllerle dolu bahceye bakmadan geçemezdi. Her sabah o rengarenk güller içini neşeyle, sevinçle dolduruyordu. Günler geçtikce güllere bakan gözleri, bahçedeki eve takılmaya başladı.Çünkü, son günlerde o evde, tül perdenin gerisinde bir genç kızın silüetini görüyordu. Her geçisinde güllere ve pencerede belli belirsiz görünüp kaybolan genc kıza bakmadan edemiyordu.
Bebegimi görebilir miyim" dedi yeni anne. Kucağına yumusak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeginin minik yüzünü görmek için kundağını açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu!Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya basladi.Bebeğin kulakları yoktu...
Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmedigi,sadece görünüsü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.
Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş. Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi, nice şövalyeyi reddeden güzel kız, kimseleri beğenmezmiş.
İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, bu parayı kim ister diye sordu ve eller kalkmaya başladı ve konuşmacı bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım dedi. Parayı önce buruşturdu, ve dinleyicilere hala bu parayı isteyen var mı diye sordu, eller yine havadaydı. Bu sefer, konuşmacı peki bunu yaparsam dedi ve $ 20 i yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu.
David o gün çok yoğundu,seçim kampanyaları devam ediyordu.Aceleyle çevirdiği telefonda karşısına çıkan şarkı gibi bir sesle karşılaşınca şaşırdı.Özür dileyip kapattı.Ama o hoş ses aklından çıkmıyordu.Ertesi gün sabah erkenden o numarayı aradı.Telefon çalarken kalbi çok hızlı çarpıyordu.Evet karşısında yine o tatlı ses vardı.Kendisini tanıttı. Konuşmaya başladılar.Konuştukça kızdan dahada etkileniyordu. Günler geçti .
Bir gün şekermi şeker bir erkek çocuğu dünyaya geldi.masmavi cam gibi gözleri,hafif tombul el kadar vücudu ve çok şeker temİz bir yüzü vardı.her gören ne kadar tatlı diyodu.bu çocuk zamanla büyüdü büyüdükçe yakışıklılığı ortaya çıktı.ilk okula başladı.sınıfının en zeki çalışkan çocuğuydu.ilk kurdela bu çocuğa verilmişti.ilk okulu sınıfının en çalışkanı olarak bitirdi.
Her yil, her üniversite kendi alaninda çok sivrilmis ama mutlaka
akademik hayattan gelmesi de gerekmeyen bir önemli ismi mezuniyet
konusmasi yapmak,
yeni mezunlara çesitli ögütler vermek üzere davet ediyor. Asagida bu
yil, ünlü Yale Üniversitesi'nde yapilan mezuniyet töreninde konusmak
üzere davet edilen
ORACLE bilgisayar sirketinin kurucusu ve genel müdürü Larry
Ellison'un sasirtici, hatta sok edici konusmasi var.
Kan rengi, kipkirmizi güllere bayilirdi. Zaten onlarla
adasti da. Rose... Gül... Kocasinin sevgili Rose'u... Her yil Sevgililer Günü'nü kapinin önünde buldugu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kirmizi güllerle kutlardi. Hiç aksamadan. Hatta, esini kaybettigi yil dahi kapisi çalinmis, gülleri kucagina birakilmisti..Tipki geçmiste oldugu gibi, küçük bir kartla birlikte..Her yil güllere ilistirdigi karta ayni cümleleri yazardi:"Seni, geçen sene bugünkünden, daha çok seviyorum..."Birden, bunlarin son gülleri oldugunu düsündü.. Önceden ismarlanmis olmaliydi..
Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere, kalp nakli için ilan vermişlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı...
Zoltan Kramer, kesinlikle bir milyoner gibi görünmüyor ve duyumsamıyordu. Dün akşam aldığı yünlü takımı kaşındırmaya başlamıştı. Metal bastonuna dayandı ve sabırla polis otosunun gelmesini beklemeye başladı.Biraz sonra bir görevli gelip onu "Yaşlı Yahudiler Evi"nin kapısından aldı.
Bir kadin evinden çikti , evinin önünde beyaz, uzun sakallari olan 3 yasli adam gördü. Onlara: "Sizi
tanimiyorum ama aç olmalisiniz. Lütfen evime buyurun ve birseyler yiyin." dedi."Kocaniz evde mi?", diye sordular. "Hayir", dedi,kadin. "Disarda." "O zaman giremeyiz", dediler.Aksamleyin kocasi eve geldiginde kadin olanlari ona anlatti. Kocasi:"Onlara eve geldigimi söyle ve Onlari eve davet et", dedi. Kadin disari çikti ve yasli adamlari davet etti.
Genç adamın biri, Dermiş babasına her gün; "Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi" Baba, itiraz eder, "Olmaz öyle çok dost, hakikisi Belki bir, belki iki, Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki..." Devam eder durur konuşma...
Sabah erkenden gitarını alıp evden çıktı...posta kutusu boştu gene. Yoo, hayır. Beyaz birşeyler vardı. Kalbi hızla çarparken, kutuyu açıverdi.Elektrik faturası gelmişti...hem de herzamankinden "hoş" bir miktarda...Başka birşey olmadığını bildiği halde, gene kutunun içine bakti...Bo$..
Baba Unutur !!
ANNE Olmak!!!
Misketli Çocuk
Babam Seyrediyor
Hayaller