
HOŞGELDİNİZ , Toplam : 106
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
Bir zamanlar, bütün duyguların
üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve
tüm diğerleri, Aşk dahil.
Bir gün, adanın batmakta olduğu,
duygulara haber verilmiş.
Bunun üzerine hepsi,
adayı terketmek için
sandallarını hazırlamışlar
Saç masasi satan adam, güverte yolcularina ait sancak kiç omuzlugunun alabandasinda dinelmis, bagira bagira mallarini övüyordu.Günün son turuncu isigi sönmek üzereydi. Denizin mavisi koyulasmisti.
Kötü karakterli bir genç varmış.
Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.
" Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer
bu tahtaperdeye bir çivi çak" demiş. Genç, birinci (ilk) günde
tahtaperdeye 37 çivi çakmış. sonraki haftalarda kendi Kendine
kontrol etmeye çalışmış ve geçen her gün daha az çivi çakmış
Ögrenmek için zaman gerekir... Sabir gerekir... Ustalari izlemek gerekir.
Dünya hizlandikça zaman kisalabilir, ama ögrenmenin esasi degismez.
Çin'de ve Hint diyarlarinda yüzyillardir anlatilan bu hikâyede de konu,
ögrenmenin degismeyen esasidir...
Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektör'ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti... Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?
Ayni kalp rahatsizligiyla ayni kaderi paylasan iki yasli adam ayni odayi da paylasiyorlardi. Tek fark biri cam kenarinda digeri ise duvar dibinde yatiyordu. Cam kenarindaki yasli adam her gün camdan bakarak arkadasina disarisini anlatirdi.
- "Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanirim çünkü uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor.
Hindistan'da bir sucu, boynuna astigi uzun bir sopanin uçlarina taktigi iki büyük kovayla su tasirmis. Kovalardan biri çatlakmis. Saglam olan kova her seferinde irmaktan patronun evine ulasan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarisini eve ulastirabilirmis. Bu durum iki yil boyunca her gün böyle devam etmis. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmis.
Yazı yazmak için okyanus sahillerine giden
bir yazar, sabaha karşı kumsalda dans eder
gibi hareketler yapan birini görür.
Biraz yaklaşınca , bu kişinin sahile
vuran denizyıldızlarını, okyanusa atan genç bir
adam olduğunu fark eder.
Dünyanın en ünlü kalp doktoru De Bakey'ın arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve De Bakey'e dönerek:
- Size birşey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz.
Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken, şaşkınlığını gizliyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "Bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların adamı nasıl havaya kaldırmadığı idi. Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın kendisine baktığını farkederek ona doğru yaklaştı ve bütün cesaretini toplayarak:
-Baloncu amca, dedi. Biliyormusun benim hiç balonum olmadı.
Küçük bir çocuk Tanri'yla tanismak istedi. Tanri'nin bulundugu yere gitmek için oldukça uzun bir seyahat yapmasi gerektigini biliyordu. Bu yüzden çantasina bir paket çikolata ile meyve suyu da koydu ve yola koyuldu. Evinden bes blok öteye geldiginde yol kenarindaki parkta bir siraya oturmus, güvercinleri seyreden yasli bir kadin gördü.
Jack yavaslamadan once Takometreye bakti: Hiz limitinin 50 oldugu yerde 73 ile gidiyordu ve son dort ay icerisinde dorduncu defa polis tarafindan durduruluyordu. Bir insan nasil bu kadar sanssiz olabilirdi? Jack arabasini saga cekti. "Insallah su anda yanimizdan daha hizli bir araba gecer" diye dusunuyordu.
Günlerden bir gün ... kurbağa yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece su sesler duyulabiliyormuş: -"...Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!.."
Firina geldigimde, ortalikta ekmek görünmüyordu.Eski bir dostum olan
firinci:
- Biraz bekleyeceksin hocam, dedi.Iki-üç dakikaya kadar çikartiyorum.Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken,içeriye yaslica bir adamin
girdigini gördüm. Eskimis ceketinin sol yakasi altinda bir madalya parildiyor ve yürürken hafifçe topalliyordu.
Baba Unutur !!
ANNE Olmak!!!
Misketli Çocuk
Babam Seyrediyor
Hayaller